39. Dönem Merkez Heyeti tarafından düzenlenen 3. Bölgelerarası Toplantı, Samsun Eczacı Odası ev sahipliğinde saygı duruşu ve İstiklal Marşı’nın okunmasının ardından başladı. Hemen ardından Samsun’un tanıtım filmi izlendi.
26 Temmuz 2015 tarihine kadar devam edecek olan toplantının ilk gününde konuşma yapan Samsun Eczacı Odası Başkanı Ecz. Onur Ferhat Karacan, Suruçta’ki katliamı ve Urfa’da iki polisin, Adıyaman’da ise bir askerimizin şehit edilmesini kınayarak sözlerine başladı. Karacan, böylesine güzel bir organizasyona ev sahipliği yapmaktan duyduğu mutluluğu dile getirdi ve toplantının verimli geçmesi temennisinde bulundu.

- Bölgelerarası Toplantı’nın açış konuşmasını yapan TEB Başkanı Ecz. Erdoğan Çolak ise konuşmasında şunları söyledi;

‘Değerli Protokol, Eczacı Odalarımızın Değerli Başkan ve Yöneticileri, Değerli Meslektaşlarım, Değerli Basın Emekçileri, 39 uncu Dönemin üçüncü ve son bölgelerarası toplantısını açıyorum. Hepiniz hoş geldiniz.
Samsun Eczacı Odamız, yetkin, dinamik ve çalışkan kadrosuyla gerçekten mesleğimiz için göz doldurucu çalışmalara imza atan, bölgesinde adeta yıldız gibi parlayan bir odamız. Takip edebildiğim kadarıyla son 2 yılda “Eğitim Günleri” adı altında eczacılara yönelik 13 eğitime imza attı, Astım ve Koah, Koroner Arter Hastalığı ve Hipertansiyon, Diyabet, SUT, Eczacılığa İlişkin Yasal Düzenlemeler, İşletme Rehberi gibi eczacının başucu olacak kitapçıklar hazırladı. Düzenlediği panellerle, meslek içi eğitimlerle, yayınlarıyla eczacının sürekli mesleki gelişimine katkı sağlayarak mesleğimize ve sağlığa değer kattığı için Samsun Eczacı Odamıza huzurlarınızda bir kez daha tebrik etmek istiyorum.
Sevgili meslektaşlarım,
Sağlığın neferleri olarak bizler, emperyalizme, siyasal gericiliğe ve artık iyice çürümüş bir yönetime karşı Mustafa Kemal Atatürk önderliğinde ulusal kurtuluş mücadelesinin başladığı, özgür ve eşit yurttaşlık temeline dayalı bağımsız Cumhuriyet’e giden yolların döşendiği Samsun’da olmaktan hepimiz büyük bir onur duyuyoruz. Bu vesileyle başta yeri doldurulamaz devrimci ve devlet adamı Mustafa Kemal Atatürk olmak üzere, milli kurtuluş savaşımızın önder kadrosunu ve neferlerini saygıyla ve şükranla anıyorum.
Değerli meslektaşlarım,
Bundan beş yıl önce Ortadoğu’nun Gayrisafi Milli Hâsılası en yüksek, en gelişmiş ve güçlü ülkelerinden bir tanesi olan Suriye’de bir iç savaş çıkacak deseler, hangimiz inanırdık? Bundan beş yıl önce Ortadoğu’nun batısı, 19 uncu yüzyılın başından itibaren modernizmin beşiği olmuş Mısır’da bir halk ayaklanması ve süre giden siyasal istikrarsızlık baş gösterecek deseler, ne kadar inanırdık? Bundan beş yıl önce Avro bölgesinin sonunun gelmesi ihtimali yakında belirecek deseler, büyük ihtimalle güler geçerdik.
Değerli meslektaşlarım, bunu bir düşünmenizi istiyorum. Türk Eczacıları Birliği başkanlığı sıfatının verdiği sorumlulukla bunu sizden rica ediyorum. Dünya her geçen gün, bazı insan grupları için, örneğin Ezidiler, Kürtler, Araplar, sosyalistler, kadınlar, emekliler, işsizler ve gençler için yaşama haklarının daha fazla ellerinden alındığı bir yer oluyor. Dünya her geçen gün barbarlığa doğru sürükleniyor. Yunanistan’da geçinemeyen 77 yaşındaki emekli, intihar notunda “çöpte yemek aramaktansa ölmeyi tercih ederim” demişti. Mısır’da Arap devrimlerini başlatan kişi 25 yaşında işsizliği protesto etmek için kendisini yakarak öldüren Ahmet Haşim El Said’di. Ve Şengal’den kaçan Yezidi bir kadının ağzından aktarıyorum: “Bir sürü kadın İŞİD’in eline geçmemek için intihar etti”.
Bu beş yılda ne değişti? Açıkça adını koyalım; kapitalizm 2008’de en büyük emperyalist ülkeyi en derinden sarsan krizi Malthusçu yöntemlerle, 19 uncu yüzyıl yöntemleri ile telafi etmeye çalışıyor. Koca kara Afrika’nın, insanlığın beşiğinin nasıl çöle dönüştüğünü, yağmalandığını hatırlayacak olursanız, şu anda temiz suya ve yiyeceğe ulaşamayan koca kıtayı hatırlarsanız, bunun nasıl mümkün olduğunu da gözünüzde daha iyi canlandırabilirsiniz. Barbarlık mümkün ve bugün çok yakın bir seçenek.
Koca bir insanlık dramının ortasında yaşıyoruz. Hükümetler, bu dramları durdurmakla ilgilenmiyorlar. IŞID denilen, sosyolojik bir vaka değil sadece. Aynı zamanda politik ve ahlâki… İnsan oluşumuzun temelini sarsan bir olgu. Kendinden olmayanının kafasını kesebilecek kadar ırkçı ve barbar. Ve eğer insanlık için durdurulmazlarsa gelecek onların olacak. Çok uzak bir geçmişten bahsetmiyorum. Jan Jak Russo’nun, Con Lok’un toplum sözleşmesi öncesi diye tarif ettikleri, insanın insanın kurdu olduğu durumdan bahsediyorum. Antropolojik olarak mümkün bir gerçekten bahsediyorum. Suruç’ta amaçları yardım olan 300 gencin ortasında patlayan ve 32’sinin aramızdan ayrılmasına, onlarcasının yaralanmasına neden olan o bombayı yapan ellerden, patlatan ellerden bahsediyorum. Yardım ve oyuncak götüren gencecik insanların canına kıymanın, masumları öldürmenin utancının ne ile kapatılabileceğinden bahsediyorum. Adıyaman’da iki polisimizin şehit düşmesinin yürek yangınından, açsından bahsediyorum. İyiliğin, barışın kazanması için, iyilikten ve barıştan yana olanların sadece seyretmesinin hiçbir anlamı olmadığı bir savaştan bahsediyorum. Bunu bir sivil toplum örgütünün, bir sağlık meslek örgütünün başkanı olma sorumluluğuyla söylüyorum. Bu savaşta insanlığın kazanması için ne gerekiyorsa, elimizden ne geliyorsa yapmalıyız.
Sevgili meslektaşlarım; gece denizde fırtına çıktığında karaya vuran denizyıldızlarını teker teker elleriyle denize geri atan çocuğa sormuşlar: Evladım, sahil upuzun ve denizyıldızları sayılamayacak kadar çok. Neyi değiştireceksin ki? Çocuk elindeki denizyıldızını fırlatırken yanıt vermiş: Bunun için çok şeyi.
Değerli meslektaşlarım,
Beş yıl önce söyleseler inanmazdık ama, Suriye’de yaşanan iç savaştan kaçan 2 milyonun üzerinde insan, çok ağır şartlar altında, vatanlarından uzakta, yarı aç ve sağlıksız bir şekilde yaşıyor. Güvenlik, en temel insan ihtiyacı. Bu nedenle açık kapı politikası uygulamamız da en temel insani hassasiyetlerin karşılık bulmasıdır. Ancak bu insanların insanlık onuruna yaraşır bir şekilde yaşamlarını sürdürebilmeleri için uluslararası toplumun da harekete geçmesi gerekiyor. Bizim açımızdan da bu insanların ilaç ihtiyaçlarını karşılayacak tek tip bir sistemin kurulmasının zamanı geldi de geçiyor. Bu sıkıntının bir an önce ortadan kaldırılması ve Suriyeli mültecilerin ilaca erişim hakkının önünde ne kadar engel varsa hepsinin temizlenmesi gerekiyor. Eczacının ilaç vermesini engelleyen sözleşme sorunları da buna dâhildir.
Değerli meslektaşlarım;
Beş yıl önce yine hiç kimse inanmazdı gelişmiş bir ülkenin ilaçsız kalabileceğine ama geçtiğimiz günlerde Yunanistan Eczacıları Birliği’nden bir mektup, bir yardım çağrısı aldık. Daha önce ekonomi bakanı Kouvelakis de başka bir şekilde ifade etmişti. 2008 krizini hala atlatamayan Yunanistan’ın sadece dört ay yetecek kadar ilacı kaldı. Bunun anlamını düşünebiliyor musunuz? Bunun anlamı eczacılığın yeşerdiği, boy attığı topraklarda eczacılık yapmanın tarihte ilk kez olanaksız hale gelecek olmasıdır. İlaç yoksa eczacı da olmaz. Endüstrinin bizi mahkûm ettiği şekilde hazır ilacı danışmanlık hizmeti ile birlikte veren bir mesleğin mensupları olarak hastanın tedavisinin yüzde 90’ını oluşturan ilaçsız kalmak, hasta için tedavisiz kalmak demekse, eczacı için de mesleksiz kalmak demektir. Önümüzdeki günlerde bu yardım çağrısına karşılık verip bir ilaç kampanyası yapmayı umuyoruz. Sizlerin de bu çağrıya, Avrupa troykasının dayatmalarına yüzde 61 ile hayır diyen bu onurlu halkın üyesi olan meslektaşlarımıza yardımlarınızı esirgemeyeceğinizden, yapacağımız ilaç kampanyasına destek olacağınızdan eminim.
Sevgili meslektaşlarım,
Dünya ekonomisi ile birlikte siyasi mimarisinin de kırılgan hale geldiği büyük bir çöküş dönemi geçiriyoruz. Daha düne kadar Amerikan emperyalizminin yerini alacağı söylenen Çin’de ufak bir sarsıntıyla başlayan borsa krizi, üç hafta gibi kısa bir sürede piyasadan 4 trilyon doları sildi attı. Üstelik panik başladığında, hükümet emriyle 1500’den fazla şirket borsadaki hisse senetlerinin satışını durdurmuştu. Bu durum borsanın tahminen yüzde 60’ının kapatıldığı, toplam menkul kıymetler büyüklüğünün yüzde 30’unu alıp götüren erimenin sadece borsanın kalan kısmındaki işlemlerin sonucu olduğu anlamına geliyor. Piyasadaki kâğıtların tamamı işleme açıldığında neyle karşılaşılabileceğini kimse konuşmak bile istemiyor. Ancak bu krizin reel sektöre sıçrayacağına kesin gözüyle bakılıyor.
Kapitalizmin krizine kapitalistçe yanıt veren Çin’in durumu böyle.
Bu neden önemli? Global düzeyde mal ve gıda fiyatlarını aşağı çeken bir Çin’in, ona bağlı olarak örneğin jenerik üretiminde oldukça güçlü bir ülke haline gelen Hindistan’ın olmadığı piyasada arz dengesi yeniden bozulacak. Jenerik ilaç fiyatlarının ve onun aşağıdan yaptığı baskıyla orijinal ilaç fiyatlarının da artışına tanık olabiliriz.
Sevgili meslektaşlarım,
Dünyada neo-liberalizmin krizine bir türlü verilemeyen, yerini bulamayan yanıtlarla bu tepetaplak gidiş sürerken, Türkiye’de ekonomik göstergelere bir bakalım: Kalkınma Bakanlığı’na göre, 2011’den 2015’e ihracatımız azalırken ithalatımız artmaya devam ediyor. Dolar kuru 2011’in ilk ayında 1.5 liradan, 2015’in ilk ayında 2.5 liraya; Euro kuru aynı dönemde 2.2 liradan 2.8 liraya yükseldi. Kamunun net borç stoku 2000’de 85 milyar TL’den 2015’te 650 milyar TL’ye çıkmış durumda. 2011’den bugüne eksi büyümeyen tek devlet yatırımı turizm sektöründe. İşsizlik oranı 2011’de yüzde 9’dan 2014’te 10.6’ya çıkmış durumda. Yani üretmeden tüketen, sanayiye değil hizmet sektörüne yatırım yapan, bunu da borçlanma ile finanse eden bir ülke olmayı sürdürüyoruz.
Bütün bu ekonomik tablo içinde Türkiye 7 Haziran’da seçimlere girdi. Seçim sonuçlarına göre 4 parti Meclis’e taşındı ancak hiçbirisi tek başına iktidar olmaya yetebilecek oyu alamadı. Seçim sonuçları birkaç temel toplumsal, siyasal sonuca işaret etti:
- Öncelikle Ak Parti’nin 12 yıllık siyasi iktidarının tek adam iktidarına doğru kaymasından hoşnut olmayan kesimler Ak Parti’den desteğini çekti. Bu kesimlerin başında gittikçe yoksullaşan orta-alt sınıflar ve İslami kimliği ön planda olan Kürt yurttaşlar geliyor.
- CHP ve MHP gittikçe yoksullaşan kesimlere yönelik ekonomik refahı öne çıkartan bir seçim kampanyası yaptı ve bu bağlam içinde kendilerine doğru oy kaymasını sağladı.
- HDP, AK Parti’den kayan Kürt oylarının tamamını konsolide etmeyi başardı ve 13.1 yüzdeyle seçimin en önemli kazananı oldu.
Bu seçim, Türkiye’nin en önemli üç büyük sorununun ekonomik refah, demokratikleşme ve barış olduğunu bir kez daha ortaya koydu.
Ancak aradan iki ay geçmiş olmasına karşın halen hükümet kurulamaması seçmen iradesinin hükümete nasıl yansıyacağı hakkında bizleri endişeye sürüklüyor. Hangi partiler arasında olursa olsun toplumun çoğunluğunu temsil eden, onların refah, barış ve demokratikleşme taleplerine yanıt üreten bir hükümetin kurulmasının kaçınılmaz olması gerekir. Erken seçim ya da iç karışıklık gibi senaryolarla bu kaçınılmazlığın etrafından dolaşılması mümkün değildir, demokrasimizin geleceği açısından makbul de değildir.
Sevgili meslektaşlarım,
Bildiğiniz gibi, 30 Haziranda SGK ile yaptığımız ilaç alım protokolünün süresi sona erdi. Bu süre içinde kendi çalışmalarımızı tamamladık ancak hükümetin kurulmamış olması gerekçesiyle yeni bir protokol imzalayamadık. Biz, başka hiçbir şeyin, örneğin Kararname yayınlanmasının önünde engel olmayan bu hükümet kurulması sürecinin Protokol imzalanmasının önünde engel olması durumunu anlamakta güçlük çekiyoruz. Öncelikle bunu ifade etmeliyim.
Bu süre içinde biz neler yaptık? Biten protokolün yenilenmesi süreci ile ilgili biri çalıştay ve ikisi başkanlar danışma kurulu toplantısı olmak üzere üç değerlendirme toplantısı yaptık. Çalıştayımızda protokolle ilgili zaman içinde açığa çıkan sıkıntılarımızı, beklentilerimizi ve stratejimizi konuştuk. Başkanlar Danışma Kurulunda ise bir komisyon kurulması kararı aldık ve bir sonuç deklarasyonu yayınladık.
Deklarasyon’da:
“24.600 serbest eczacının ve onların temsilcisi olarak bizlerin bu Protokol döneminde en öncelikli talebi ve beklentisi; eczacının üzerindeki ekonomik ve bürokratik basıncı ortadan kaldıracak, eczane ekonomilerine rahat nefes aldıracak düzenlemelerin bir an önce hayata geçirilmesidir. Hayati taleplerimizin karşılanmasını sağlamaya yönelik irade ve kararlılığımız en üst seviyededir. Bu doğrultuda temel taleplerimizin kabul görmemesi yahut sürecin tıkanması halinde haklarımızı elde ederek yaşamak ve yaşatmak için meslek birliğimiz öncülüğünde 54 eczacı odası olarak tüm eczacılarımızla yekvücut şekilde hareket edeceğimizi” ilan ettik, yani bir bakıma tahammülümüzün kalmadığını, masadan kazanımla çıkmak istediğimizi kamuoyuna duyurmuş olduk.
Bu süre zarfında oluşturduğumuz komisyon 3 kez toplanarak Protokol taslağımızın son halini verdi. İkincisi siyasal belirsizliğin sürmesi nedeniyle SGK ile sonuç alıcı olmayan görüşmeler yaptı. Biz de Sayın Bakan Faruk Çelik ile bir görüşme gerçekleştirdik.
Ancak gelinen noktada Protokolümüz siyasi belirsizliğe takılmış görünüyor. Biz bunu kabul edilemez buluyoruz. İlaç Fiyat Kararnamesi’nin siyasi belirsizliğe takılmayıp Protokol’ün takılması kabul edilemez. Hergün yayınlanan yönetmeliklerin, genelgelerin, hergün yapılan atamaların siyasi belirsizliğe takılmaması ama Protokol’ün takılması, kabul edilebilir değildir. Buradan da bir kez daha tekrarlıyorum: Eczacının dayanacak gücü kalmamıştır, biz ekonomik kazanımlar içeren bir Protokolü bugün, hemen, şimdi istiyoruz. Ancak bunun için siz eczacıların da desteğine ihtiyacımız var. Sağlam, kararlı adımlar atabilmemiz ve kazanımlar elde edebilmemiz için eczacının sağlam iradesini arkamızda görmemiz şart. Bu anlamda eczacının desteğine dünden çok daha fazla ihtiyacımız var. Eczacıdan aldığımız güçle, eczacının desteği ile ve örgütü arkasında sapmadan yekvücut olabilmesiyle bu süreçten gerçekten kazanımlarla çıkabiliriz.
Değerli meslektaşlarım,
Bakınız; 10 Temmuz’da yayınlanan Bakanlar Kurulu kararına göre ilaç fiyatlarının belirlenmesinde Avro değerinin yüzde 70’i esas alınmaya başlandı. Bu çerçevede son üç yıldır artırılmayan, aksine on yıldır düşen ilaç fiyatları belirli bir oranda yükseltilmiş oldu. Euro kurunun artırılması konusunda başta Ekonomi Koordinasyon Kurulu olmak üzere çeşitli mercilere baskı yapan ilaç firmalarının oluşturduğu dernekler, görebildiğimiz kadarıyla hiçbir açıklamada bulunmadılar. Oysa Yunanistan ile başlayan krizin İspanya, Portekiz, İtalya başta olmak üzere ekonomileri hala kırılgan olan ülkelere sirayet etmesinin an meselesi olduğu, bunun da Euro kurunu tekrar düşürebileceği ihtimali çok uzak değil. Bizim talebimiz hiçbir zaman Euro kurunun yüzde 70’ini almak olmadı, bu geçici artışın da ilacın gerçek fiyatını bulmasına yardımcı olabileceği konusunda şüpheliyiz.
Değerli meslektaşlarım,
Hepimiz biliyoruz; Eczacı Durum Araştırmamızın sonuçlarını 14 Mayıs’ta da dile getirdik, bugün her iki eczacıdan bir tanesi neredeyse asgari ücret seviyesinde bir gelirle yaşamaya ve yaşatmaya çalışıyor. Sadece bizler için değil, mesleğimiz için, hastalarımız için de bu durumun değişmesi şart ve Euro kuruna bağlanamayacak kadar acil, ciddi bir mesele. Bizler bu en acil ve yakıcı sorunumuzun çözümünü çok bileşenli bir denklem içinde görüyoruz.
Bize göre acilen:
- Yeni eczacılık fakültelerinin açılması durdurulmalı
- Öğretim üyesi olmayan fakülteler olanlarla birleştirilmeli
- Eczacı emekliliği sistemi kurulmalı
- Eczacıların gelirleri ilaç fiyatlarından bağımsızlaştırılmalıdır.
Değerli meslektaşlarım, bu taleplerimizi bizler hiçbir zaman pasif bir şekilde başka birisinden istemedik. Her zaman elimizi taşın altına koyduk ve güçlü bir meslek örgütü olarak bizim yapabileceklerimizin yapılmasını beklemedik.
Değerli Meslektaşlarım,
Çalışma programımızda da yer alan önemli bir başlık, eczacıların iyi şartlarda emekliliğinin sağlanması. Bu sadece çalışma programımızda değil, hepimizin gönlünde de on yıllardır yatıyor ve eczacının içinde bulunduğu ekonomik durumdan ayrı düşünemeyeceğimiz bir olgu.
Benim bizzat başkanlığını yürüttüğüm komisyon tarafından geliştirilen TEB Eczacı Emekliliği Projesi ile belirli bir yaş üstündeki eczacılara temel geçimlerini sağlayacak bir ücretlendirme sistemi ile ikinci bir emeklilik kazandırmayı ve eczanelerini kapatmasını özendirerek yeni eczacılara istihdam alanı yaratmayı amaçlıyoruz.
Yardımlaşma Sandığı’nda bugüne kadar birikmiş olan meblağın eczacılarımızı emekli etmeye yetecek bir miktar olmadığından hareketle 25.000 civarındaki serbest eczacı bakımından ikinci bir emeklilik oluşturulması için:
- toplanan aidatın bir kısmını Sandıkta tutarken büyük bir kısmının da emeklilik sistemine aktarılması için Büyük Kongre’de karar alınması
TEB Vakfı bünyesinde bir sigorta şirketi kurduk. Şirketimizin adı: TEB ARTI SİGORTA. Bu şekilde ikinci emeklilik hususunda kendi özgücümüzle önemli bir adım atmış oluyoruz. Genç eczacılar için ikinci bir emekliliği garanti edecek, yaş almış eczacılarımız içinse başlangıçta yapacakları katkılarla ikinci bir emekliliğe hak kazanabilecekleri bir sistem kurmuş oluyoruz.
Sevgili meslektaşlarım,
Bizler sorunlarımızın çözümü için beklemiyoruz, şikâyetçi olmakla yetinmiyoruz dedik.
Uzun süredir
- Değişen dünyada eczacıyı yeniden konumlandırmak
- Eczaneyi sağlık bakım merkezi haline getirmek
- Nitelikli hizmet üreterek bunu görünür kılmak
- Ve yıllardır talep ettiğimiz meslek hakkımızı almak
hedefleri çerçevesinde yeni bir eczacılık hizmet modelini yaşama geçirmek için çalışıyoruz.
Bu kapsam içinde Smart eczane projesi adı altında ülkemizde yaşam boyu öğrenme ve sürekli mesleki eğitimi temel alan bir proje başlatmış bulunuyoruz. 8 Eczacı Odamızla birlikte Pilot uygulamamıza ASTIM/KOAH hastalarına sunulabilecek hizmet üzerinden başladık. Ben bu çerçevede huzurlarınızda Samsun, Konya, Eskişehir, Antalya, Hatay, Manisa, Edirne ve Batman bölge eczacı odalarımıza teşekkür ediyorum.
Projenin 2016 yılı başında tüm Türkiye çapında yaygınlaştırılmasını, eczacılarca içselleştirilip yapısallaşana kadar iki yıl boyunca bir “proje” olarak devam etmesini planlıyoruz.
Smart Eczane Projemiz ile ilgili yarın sabah 9 buçukta projemizin koordinatörlünü yürüten İkinci Başkanımız Arman Üney ile proje eğitimcileri olan Ariana Mestroviç ve Mayk Roz’un konuşmacı olarak katılacağı ve değerli hocamız Prof. Dr. Rümeysa Demirdamar’ın moderatörlüğünü yapacağı bir panel düzenliyoruz. Bu panele katılmanızı önemle rica ediyorum. Böylece Smart Eczane Projesi hakkında merak ettiklerinizin cevaplarını bulabileceksiniz.
Değerli meslektaşlarım, değerli katılımcılar,
Avrupa’da eczacılar;
- Astım / KOAH
- Sigarayı bıraktırma
- Diyabet
- Hipertansiyon
- Acil doğum kontrol hizmetleri
- Evdeki ilaçların kontrolü
- Çoklu ilaç kullanımı eğitimi
- İlaç-ilaç etkileşimleri
gibi alanlarda eğitim alarak hastalara yönelik çok yönlü hizmetler sunmaktadır. Söz konusu hizmetler için eczacıya bir meslek hakkı tanımlanmıştır. Yani eczacı, bilgilerini yenilediği, hastaya özel zaman ayırdığı ve hastayı takip ettiği için meslek hakkı almaktadır
Değerli katılımcılar,
Türk Eczacıları Birliği olarak gelecek vizyonumuz; Eczacının asli işlevi olan nitelikli ilaç hizmeti yanında hasta takibi ve hasta güvenliği sorumlusu olarak işlevlerini genişletmesidir. Bunun yolu ise eczacının kendi beşeri sermayesini artırması ve bir yaşam alanı olan eczanesini çağdaş ihtiyaçlara cevap verebilecek şekilde yeniden yapılandırmasından geçmektedir. Ancak o zaman eczacı sağlık bakım ekibi içerisinde vazgeçilmez bir sağlık profesyoneli olma vasfına kavuşabilir, eczaneler sağlık sisteminin kilit unsuru olma özelliğini sürekli kılabilir.
Değerli meslektaşlarım,
Hepinizin bildiği gibi, SGK tarafından geçtiğimiz Nisan ayında Resmi Gazete’de yayınlanan bir düzenleme ile 267 kalem onkoloji ilacının 1 Temmuz 2015 tarihi itibariyle kamu hastanelerinde tedavi gören hastalar için hastane tarafından temin edilmesi uygulamasına geçildi. TEB olarak bu uygulamanın hasta sağlığını hiçe saymak demek anlamına geldiğini defalarca ifade ettik. En son 25 Haziran’da gerçekleştirdiğimiz Başkanlar Danışma Kurulu Sonuç Bildirgesi’nde Eczacı Odalarımız ile birlikte tavrımızı bir kez daha ortaya koyduk ve uyarılarımızı yineledik.
- Hastanelerin açtıkları ilaç ihalelerinde teklif görmeyen ya da fiyatının çok yüksek olması sebebiyle alınamayan ilaçların bulunması,
- İlaç ihale edilse dahi, ilacın hastaneye teslim süresinin serbest eczanelere oranla çok daha uzun olması,
- İthal ilaçların gerek etken madde gerekse Sağlık Bakanlığı’nın fiyat politikasına bağlı olarak piyasada bulunmadığı haller dolayısıyla ilacın ihale yoluyla alımının mümkün olamaması
açıkça hasta sağlığını tehlikeye atmak demektir. Bir hastanede ilaç varken bir başkasında ilacın bulunmaması nedeniyle hastalar ve yakınları hastane kapılarında ilaç aramaya çıkacaklardır.
Diğer yandanbu uygulama ilekanser ilaçlarında ilaç güvenliğinin sağlanmasındaki en önemli sorunun ilacın uygun saklama koşullarına göre stoklanması ve dağıtımı olduğu da göz ardı edilmektedir. Oldukça fazla miktarlarda alınması gereken ilaçların hastane eczanelerinde soğuk zincir şartlarına uygun olarak stoklanması ve dağıtımı için yeterli alan, ekipman ve personel bulunmamaktadır. Peki, bu durumda soruyoruz: İlaç güvenliğine ne olacak?
Yine İTS, hastane eczanelerinde serbest eczanelerde olduğu gibi etkin çalıştırılamadığından, ilaç geri çekme ve toplama şartlarında hangi ilacın hangi hastaya verildiği hastane eczaneleri açısından tespit edilemeyecek; sahte ya da çalıntı ilacın hastane eczanelerine girmesi olgusuyla karşılaşmamıza neden olacaktır.
Yıllarca yürütülen yanlış ilaç politikaları ile ilacın piyasada bulunabilirliğini ve ilaca eczaneden ulaşılabilirliği ortadan kaldırılmış, hem hasta hem eczacı mağdur edilmişken, şimdi ise bir mağduriyetin ortadan kaldırıldığı izlenimi yaratılarak reklam yapılmaktadır. Madem bir sorun vardır, o zaman günü kurtarmaya dönük palyatif çözümler değil; gerçekçi çözümleri devreye sokmak durumundasınız. Hastayı, toplum yararını, eczacıyı gözeten, ilaç sektörünün paydaşlarının görüşlerini dikkate alan ilaç politikaları geliştirmedikçe sorunları çözemezsiniz.
Özetle bu uygulama eski SSK Eczaneleri mantığına geri dönülmesi demektir. Bilindiği gibi Sağlıkta Dönüşüm Programı çerçevesinde 2004 yılında SSK Hastanelerinin kapatılarak Sağlık Bakanlığı’na devredilmesiyle SSK Eczanelerinin varlığı da sona ermişti. Bu dönüşüm yapılırken gerekçe olarak "SSK Eczanelerinden hastalara düzgün ilaç temin hizmeti verilemediği" öne sürülmüştü. Şimdi ne değişti de tekrar başa dönülüyor? Yeni kazanç kapıları yaratmak adına hastaların SSK Eczanelerini hatırlatacak şekilde ilaç almak için binbir türlü zorluğa girmesine neden olacak bir yola neden giriliyor?
Bu saatten sonra hastalarımızın ilaca güvenli erişimi ile ilgili tüm sorunlarının sorumlusu ve muhatabı kanser ilaçları ile ilgili bu kararı alanlar olacaktır. Halk sağlığını ve kamu yararını birincil önceliği yapmış Türk Eczacıları Birliği ve Eczacı Odaları olarak bu sürecin takipçisi olacağız. İlacın bulunulabilirliği, ulaşılabilirliği ve dağıtımından hastaya ulaşmasına kadar asli sorumlusu olan eczacı kontrolünde olması mücadelemizi sürdüreceğiz.
Değerli meslektaşlarım,
Nitekim bu mücadelenin bir boyutu olan hukuki düzeyde, Sağlık Bakanlığı’nın ecza depolarına ithal ilaçları hastaya ulaştırma yetkisi veren uygulamasının yürütmesi durduruldu. Danıştay, ecza depolarının doğrudan hastaya ilaç vermesinin mevzuata aykırı olduğunu karara bağladı. Bu da ilacın eczacı kontrolünde hastaya ulaştırılması konusunda verdiğimiz kararlı mücadelenin önemli bir boyutu, ciddi bir kazanımıdır. Şimdi yargı tarafından tescillenen bu önemli kazanıma sahip çıkma zamanıdır. Unutulmamalıdır ki ithal ilaç hizmeti, TEB’in ve eczacıların ticari kâr kaygısıyla değil hasta ve kamu yararı amacı doğrultusunda verdiği bir hizmettir.
Değerli meslektaşlarım,
Geçtiğimiz bahar aylarında iki önemli etkinliğe daha imza attık:
16 yıl aradan sonra 6-7 Mart tarihlerinde Ankara’da Kamuda Çalışan ve Eczanesi Olmayan Eczacılar Komisyonumuz tarafından organize edilen oldukça geniş katılımlı Kamu Eczacıları Kongresi’ni gerçekleştirmiş olmanın sevincini yaşadık. Kongre’ye, devlet hastaneleri, özel hastaneler, Kamu Hastaneleri Birliği, SGK, TİTCK gibi kurumlardan ve üniversitelerden 728’i kayıtlı olmak üzere 1000 civarında eczacı katıldı. Bu Kongre, kamu ve hastane eczacıları ile meslek örgütünü buluşturan, kaynaştıran, birbirinden beklentilerini ortaya koymalarına imkân veren, kamu ve hastane eczacılarının sorunlarını ve somut çözüm önerilerini ortaya koyduğu bir zemin oldu, bundan sonrası için bir yol haritası oluşturdu. Nitekim daha sonra Komisyonumuz ile birlikte Kamu Eczacılarımızın sorunlarını içeren talep dosyamızı Sağlık Bakanlığı Müsteşarı’na ilettik. Yine Komisyonumuz Kamu Hastaneleri Kurumu Başkanlığını ziyaret etti.
TEB Gençlik Komisyonumuz geçtiğimiz yıl yoğun ilgi ve katılım gören bir Kongre gerçekleştirmişti. Bu yılda iki gün süren verimli bir Çalıştay yaparak TEB’e katkı sağlamaya devam ettiler. Geleceğimizin ışığı, umudumuz olan gençlerle birlikte olmak, onların kalplerine dokunmak ve onların kolektif çabasına tanık olmak bize sonsuz bir keyif veriyor.
Sevgili meslektaşlarım, değerli katılımcılar,
Günümüzde içinden geçtiğimiz çok biçimli bunalımın ortaya çıkardığı sorunların bütünselliğini belirlemek için tek bir etmene dayanan indirgemeci yaklaşımlardan uzak durmak; bu tür yaklaşımların bizatihi sorunun kendisi olduğunu görmek durumundayız. Bunun karşısında dayanışmayı sağlamak, olumlu ilişkileri en başta kendi aramızda geliştirmek, geçmiş, şimdi ve gelecek arasında canlı ve sürekli bir iletişim kurmak zorundayız. İnsani her şeye özgü olanın çok yönlü birlik olduğunu; çeşitliliğin birliğimizin, birliğimizin de çeşitliliğimizin hazinesi olduğunu aklımızdan çıkarmadığımızda başarıya ulaşabiliriz.
Hepimizin gereksinim duyduğu yaşamsal öge, umuttur. Umudun yeniden dirilmesi tanrısal bir büyük vaadin yeniden dirilmesi değil, bir olanaklar dizisinin yeniden dirilmesi demektir. Belirsizliklere ve sıkıntıların yarattığı daralmalara karşı ancak katılımla, kardeşlikle, eylemle her şeyden öte aşkla tahammül edilebildiğine göre biz eczacıların çok yönlü birliği, atılımı, katılımı ve umudu bünyesinde taşımaktadır.
Bu duygu ve düşüncelerle sizleri bir kez daha selamlıyor, hep birlikte başarılı ve verimli bir toplantı gerçekleştirmeyi diliyorum.”




Daha sonra sırasıyla CHP Giresun Milletvekili Ecz. Bülent Yener Bektaşoğlu, AK Parti Çorum Milletvekili Ecz. Lütfiye İlksen Ceritoğlu, CHP Bursa Milletvekili Ecz. Erkan Aydın, Samsun Büyükşehir Belediye Başkanı Sayın Yusuf Ziya Yılmaz, Samsun Valisi Sayın İbrahim Şahin konuşma yaptı.



Açılış konuşmalarının ardından TEB Genel Sekreteri Dr. Harun Kızılay, TEB Merkez Heyeti Çalışma Raporu’nu sundu.
Daha sonra, TEB Saymanı Ecz. İsmail Başdil Mali Raporu, TEB Denetleme Kurulu Başkanı Ecz. Sertaç Özmen ise Denetleme Kurulu Raporu’nu sundu.



